|
“yanlış bir
noktasındayız evrenin…
tarihin hiçbir
evresinde insan, kendisinden bu kadar uzaklaşmadı
ruhumuzsa
çoktan terk etti bizi…
ölü bedenler
gibi dolanıp duruyor olduğu yerde insanlar…
yaşayamıyoruz
bütün yoğunluğuyla hiçbir duyguyu, hiçbir şeyi…
ve ne çabuk
tüketiyoruz mutlulukları, sevgileri, acıları ve aşkları.
iki nokta
arasında yaşananları
“hayat” diye
kabulleniyoruz yapaylıklarıyla birlikte,
içimizdeki
pandora kutuları’nı çocuk mezarları yapıyoruz,
öldürüyoruz
umutları…
ve en çok
intihar mektupları yazarken buluyoruz kendimizi…”
İşte yeni bir
gün daha…
Ama eskisinden
farkı yoksa ne önemi var ki günün yeni olmasının?
Çocukluğumu
özlüyorum… Okul yıllarım nerede şimdi? Ağız dolusu
kahkahalarım?
Soluk soluğa
geçiyor ömrüm. Hep bir yere, bir şeye, birilerine yetişme
telaşı… Ah, ne ölümcül duygu bu...
İlk aşkımızı
özlüyorum, adını bile anımsamasam da bugün. Özlediğim, aşık
olduğum kişi değil, pervasızca yaşadığım aşk duygusu...
Bu hafta mı?
Yine çok yoğunum. Telefonlar susmuyor, yapmam gereken bir yığın
iş var. Tanışmam gereken bir hayli insan…
Çıkarsız
tanışmaları özlüyorum en çok. Bir şey satmak ya da bir şey satın
almak için yapılan maskeli sohbetlerden yoruldum.
Ama hayat bu…
Kazanmak zorundayım, zorunda herkes...
Kazanmak!!!
Nereye kadar kazanmak, ne kadar kazanmak?
Kazandığım
şeyler ne zaman yetmeye başlayacak bana
ya da ne zaman
yok etmeye başladı acaba beni?
Ah, bunu bile
düşünmekten aciz bırakmış beni bu kahrolası telaş…
Şöyle bir evim
olsa, tüm dertlerimden sıyrılacağım… Sığınacağım bir liman olsa
o ev…
Kendimi bir
yer minderine atsam sere serpe, nargilemi yakıp birkaç sayfa
kitap okusam… Ne bileyim; kahvemi yudumlarken şöyle kaliteli bir
film izlesem… Biri bağlama çalsa Anadolu koksa buram buram…
Yanımda
yönümde şövaleler, üzerinde henüz bitmemiş tuvaller olsa. Merak
etsem bitince neye benzeyeceğini…
Hatta kapıp
fırçaları, renklere karışsam renkleri karıştırırken…
Anlatsa biri
bana fırça tutmayı, renklerle dans etmeyi…
Alıp koparsa
beni telaşımdan, bir kaç saat bile olsa…
İçimi döksem
tuvale, mutluluğumun resmini yapsam ben de…
Soft bir gitar
eşliğinde, şiir tadında bir sesten bir şiir dinlesem, hatta ben
de bir şiir okusam…Ama kim var ki şiir okurken beni sessizce
dinleyen?
Sahi, tüm
bunlar ne işe yarar yalnızsam... Yalnızım işte, en az başkaları
kadar… En yakınım unutmuş beni, ben en yakınımı unutmuşum…
Hayır hayır!!
Yanımda birileri olsun istiyorum, gönülden sohbet edebileceğim…
Ben gibi birileri… Onlar da benim gibi telaşından sıyrılıp huzur
bulmak istemeli…
Birlikte
oturmalıyız minderlere, birlikte bir şarkının peşine düşmeliyiz…
Hep birlikte
şiirler dökmeliyiz gönülden…
Birlikte
izlemeliyiz filmleri…
Birlikte
çoğaltmalıyız zamanı…
Birlikte
çoğalmalıyız kısaca…
‘’gönül ne
kahve ister ne kahvehane, gönül muhabbet ister kahve bahane’’
dedik;
bizimle
soluklanacak dostlara; evimizi, gönlümüzü açmaya karar verdik.
sanatya'da
birlikteyiz...
|